YENİ DÜNYA MİMARI

Sürekli gelişen ve değişen bir dünyada yaşadığımız apaçık bir gerçek. Bu gelişimle birlikte toplum davranış biçimleri, düşünme biçimleri ve talepleri değişmektedir. Kısacası günümüz insanının hayatı algılama ve deneyimleme biçimleri farklılaşmaktadır. Bu doğrultuda ise toplumun bütününü oluşturan bireylerin, ihtiyaçlarında ve çevrelerini okuma biçimlerinde de değişiklik olması kaçınılmaz bir gerçektir.

Bu değişikliklere, toplum yapısı doğal olarak dirençli. Ancak, kalıplaşmış yapıların dışına, günümüzün ihtiyaçları, bireyleri büyük bir hızla sürüklemektedir. Bu durumun en büyük örneğini pandemi dönemi ile birlikte hepimiz deneyimledik. Hızla yaygınlaşan; dijital sosyalleşmeler, dijital toplantılar ve dijital iş biçimleri hayatımızın kaçınılmaz birer gerçeği haline geldi.

Pandemi dönemi ile beraber evden çalışma durumu iyice yaygınlaştı; Türkiye’de yaklaşık 100 bin çalışanı olan Koç Holding 35 bin çalışanı için ‘’Evden Çalışmaya Devam’’ kararı aldı.  

Bireylerin değerleri, inançları, gelenekleri, değişmese de hayatın bu ritmine ve değişen dünyaya ayak uydurmak durumundalar. Sonuçta ise, birey olmanın getirileri ile gündelik hayatın pratikleri arasında sıkışıp kalan bir toplum ortaya çıkıyor. Paradoksal görünen bu durum toplumda yeni yaşam tarzları ve tercihleri oluşturuyor.

Bu yeni yaşam tarzları ve tercihleri ise karşımıza ‘’YENİ DÜNYANIN İNSANINI’’ çıkarıyor. Ortamın getirisi olan hızlı değişikliklere uyum sağlayabilen, yeni üretim ve tüketim davranışları olan bu kişilerin hayatı deneyimleme biçimleri de farklılık gösteriyor.

Yeni dünya insanı, bağımsız olmayı seviyor. Özgürlüklerine düşkün.

Başarı kelimesini ‘’deneyimlerin çokluğu’’ olarak yorumluyor. Böylelikle sahip olma arzusundan ziyade deneyimleme arzusu ön plana çıkıyor. Hayatının genelinde ise, sık sık değişiklik yapıyor. Teknolojiyle uyumlu bir hayat, vazgeçilmezleri arasında.

Günümüz koşullarında ise, yaşadıkları mekanlarda bazı sorunlar ile karşılaşıyor. Çünkü mimarlar olarak bizler, hala geçmişin mimarisini yapılarımıza yansıtıyoruz. Biz mimarlar hala yaşam alanlarımızda geçmiş dönemlerin ihtiyaçlarına yönelik çözüm önerileri geliştiriyoruz. İki oda bir salon, Fransız pencere, balkon olsun mu olmasın mı gibi klişe durumları kendimize problem olarak alıp bu durumu çözümlemeye çabalıyoruz.

Yeni hayat şartlarına göre şekillenmiş, dünyayı algılama biçimi yeni olan, bireylerin mekanlarındaki yeni arzularını çözümleme gereği duymuyoruz. Hatta yeni arzularının olabileceğini dahi düşünemiyoruz.

Hiç kimse bugün iyi eğitimli otuz yaşında birinin yaşam alanı ile ilgili ihtiyaçlarını arzularını ve problemlerini anlamıyor.

Bu insanlar evlerinde çalışıyor. Ev-iş dengesi mekânsal olarak birbirine geçmiş. Evlerini iş yeri olarak kullanırken aynı zamanda eşleri, çocukları, ev arkadaşları, aile bireyleri gibi yakınları ile de kombine olarak kullanılıyor. Günümüz evlerinde ise çalışma mekânı olarak tasarlanmış bir alan yok.

Ekonomi artık internete üretim yapmak ile ilerliyor. Eğlence, iletişim, alışveriş… Hayatın neredeyse tamamı internet üzerinden ilerlerken evlerde hala internetin aktif çekmeme problemi yaşanıyor.

Evcil hayvanların mutlu yaşamasına uygun alt yapı sistemlerimiz yok.

Tarım kültüründen geliyoruz. Evlerimizde bitki yetiştirmeye uygun altyapı sistemleri yok.

Eşyalarımız için bir depolama alanı yok.

Gün ışığını eve yeteri kadar alamıyoruz.

Dijital toplantılar için arka plan sorunu yaşanıyor.

Yaşanan güncel problemlere ise kullanıcı kendi çabaları ile çözüm bulmaya çalışıyor. Biz mimarlar yaşam alanlarına yön veren kişileriz. Yeni hayat şartlarına göre şekillenmiş kullanıcıların, arzularına yönelik çözümler getirmeliyiz.

Yeni ihtiyaçları insan davranışlarını gözlemleyerek fark eden ve bu doğrultuda araştırmalar yaparak çözüm önerileri getiren kişiye ‘’YENİ DÜNYANIN MİMARI’’ denilmektedir.